Sevgili Nilay Ardoğan’dan bir ileti aldım. Bunu, gazeteye ‘Bu hafta ne yazayım’ diye düşünürken köşeme almayı uygun buldum. Mesajında zaten Nilay’da benden bunu istemiyor mu?
Atalarımız, ‘Yiğidi öldür ama hakkını ver’ demişler.
Öyleyse, benim bu tatlı kızım mesajında ne yazmış önce buna bir göz atalım.
“Sevgili Erol Amca;
Dünya’ya 10 yılda bir defa çok yağmur yağıyormuş. İçinde bulunduğumuz 2010 yılı işte bu dönemmiş. Bu nedenle zaman çabuk geçiyor, elimizi çabuk tutmamız gerekiyor. Yağmurlar iyi, bahar güneşiyle foto sentezin çok güzel olacağını düşünerek Karaca’daki tarlanıza biraz daha fidan veya meyve fidanı çekirdeği dikin. Yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, erik, armut, vb. çekirdeklerini lütfen çöpe atmayıp, uygun gördüğünüz bir yerdeki toprağın 10 cm. altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün. Dikilen çekirdeklerin en az yarısı yeşerip ağaç olurmuş. Ekonomik yönde ülkemizi yeşillendirmek için bulabildiğimiz kadar meyve çekirdeği gömelim. Lütfen bu yazıyı tüm dostlarınıza iletin. Bu uygulamayı TEMA Vakfı yaptı ve teşvik ediyor. Gelecekte çevremizi saracak beton ve gökdelenlerden oksijen alamayacağız. Bu eksikliği karşılamak için çekirdeklerden oluşacak ağaçlara ihtiyacımız olacak”. (NA)
İşte, sevgili okurlar; Çoğunuzun tanımadığı Nihal Ardoğan bekar bir genç kızımız. İktisatçı ve Denizli’de bir bankada çalışıyor. İletisine lütfen bir daha göz atın. Yüzlerce abur cubur şeyler için atılan mesajların içinde böyle bir konuyu öne çıkaran kaç insanımız, dostumuz, arkadaşımız, genç kızımız var? Bu yazıyı çok önemsiyor, bu yüzden de hemen yanıtlıyorum.
Sevgili Nilay; Sizi ailece çok iyi tanıyoruz. Ayrıntıya hiç girmeden sevgili kardeşimiz, dostumuz meslektaşım, babanız Aydeniz ve değerli eşi, anneniz Nihal hanım seninle ‘ne kadar öğünse, gurur duysa azdır’ dersem lütfen abarttığımı sanmayın. Sana çok teşekkür ediyorum. İsteğin üzerine bunu köşeme aldım ve değerli okurların da dikkatini çekeceğini düşünüyorum. Biliyorsun, dernek çalışmaları içinde her yıl kendi sahamızda fidan dikimi yaptık. Fidanlarımızı, Kuzey Kıbrıs’a Urfa Harran Ovasına, Bodrum Kalesine diktik. Kendi tarlamızın bulunduğu Karaca’da fidan dikecek yer bırakmadık. Adlarını verdiğin meyvelerin hepsi, hatta fazlası Karaca’da var. Verimi az olsa da ağaç olmak üzereler. Torunlara, doğa ve çevreye, insanlara oksijen sağlayacaklar. Baharın gelmesini onların serpilip çiçek açmalarını dört gözle bekliyorum. Bizim, sizin ve benzer düşünenlerin bu duyarlılığına rağmen içinde bulunduğumuz şu günlerde ülkemizde maalesef para ve çıkar ön sırada gelmektedir. Dünyamızın, küresel iklim değişimleri, deprem, sel, yangın gibi doğal afetlerle büyük bir tehdit altında olduğunu biliyoruz. Bunlara açlık, işsizlik, sosyal ve ekonomik sorunlar gibi olumsuz etkenler de katılabilir. Bunca tehlikeye karşın ender yerlerde bulunan yeşil alanlarda yaşayan arılar başta olmak üzere tüm canlıları tehdit altına alacak projelere izin ve imza atılmaktadır. Bekleyen ve anılan bunca tehlikeye geniş çapta önlem düşünülmezken, Marmaris ve çevresi özelinde sadece üç beş çıkarcının işini görecek 42 adet manganez madeni arama ve işletme ruhsatı verilmesi turizme, köylüye, arı ve balına olduğu kadar doğa ve çevreye sıkılan kurşundur. Bunu halen bizim durduramayışımız yüzyılın da bir ayıbı olduğudur. Bu ayıbı yapanlar umarım senin iletini ve benim yanıtımı okur, şayet okuduklarından bir şey algılama yetenekleri halen varsa bu sevdadan vazgeçerler. Bu vesile ile teşekkür eder, gözlerinden Öperim. Yazımı, 2008 yılında yapılan ‘2. Uluslararası Muğla Çam Balı Kongresi’nin çok beğendiğim ve yazı içeriğine uygun simgeler içeren güzel bir logosuyla noktalıyorum. Saygılarımla…

|